Ve anneler çocuklarına "suyu kana kana içme" derlermiş

İslâm medeniyetinde ayların, günlerin ayrı bir ehemmiyeti vardır. Muharrem ayı, bilhassa içerisinde barındırdığı "Aşûra Günü" diye de anılan, pek çok mucizelere, tecellilere, sıkıntılardan kurtuluşa vesîle olan 10 Muharrem günü ile Müslüman zamanında mühim bir yere sahiptir.

Hz. Adem (a.s.)'in 10 Muharrem'de tevbesi kabul olunmuş, Nuh (a.s.) ve gemisi bu günde tufandan kurtulmuş, İbrahim (a.s.) Nemrud'un ateşinden, Yûnus (a.s.) balığın karnından, Mûsâ (a.s.) Firavun'un zulmünden kurtulmuş, Îsâ (a.s.) bu günde göğe yükseltilmiştir.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in bu ayda oruç tutması, tutulmasını teşvik etmesi, âdetâ Müslümanları gelecek günlerde çekilecek sıkıntılara hazırlamıştır, ki peygamberlerin necat bulduğu 10 Muharrem günü, Hazret-i Hüseyin Efendimiz ve beraberindekiler Kerbelâ sahrasında acımasızca önce susuz bırakılmış, sonra şehîd edilmiş, bu üzücü hâdise bu güne damgasını vurmuştur. O sebeple 10 Muharrem Müslümanlar için hüzündür ve Kerbelâ diye anılır.

Kerbelâ haksızlığa karşı bir duruştur ve ümmeti birleştirmek için cânını fedâ etmektir.

Cenâb-ı Hüseyin Efendimiz kendisini öldürmek için göğsüne oturan Şimr'e demiştir ki: "Şu ağlayan çocuklara bari su ver!" Şimr, "Şu anda kırbam suyla dolsa sana da, çocuklarına da su vermem!" deyince, Hazret-i Hüseyin Efendimiz topuğunu yere vurmuş, vurduğu yerden buz gibi su çıkmış ve Şimr'in şaşkınlığı karşısında şöyle demiştir: "Şu anda Allah’ın izniyle sular bizim emrimizde, biz topuğundan Zemzem çıkartan bir neslin torunlarıyız. Lakin bizden sonra bu imtihanı kimse kaldıramaz, o sebeple 'Sadece bize ver Yâ Rabbi!' demek için biz buna katlandık."

Bu yüzdendir ki, "Kadîm zamanda Muharrem ayında bazıları su içmezmiş; bazıları da su içermiş kana kana, 'Ehli Beyt-i Mustafa’nın ruhuna Fâtiha' derlermiş ardından da.
Ve suyu Rûh-i Hüseyin üzülmesin diye içini göstermeyen kapta içerlermiş. Cam bardak, cam kâse sonradan evlerimize girmiş."

Bir büyük zât bunları anlattıktan sonra şunu da ekliyor: "İncinir veya incinmez ama böyle düşünmek seni inceltir."

"Kadîm zamanda tekkelerde Muharrem ayı geldiğinde şiirden konuşulacaksa Hadîkatü's-Süedâ okunurmuş. 'Ben dünyada nelere gamlanıyorum, bak neler çekmişler.' diye dervişler sabretmeyi öğrenirlermiş.
Ve anneler çocuklarına suyu kana kana içme derlermiş ve Hz. Hüseyin Efendimiz'i anlatırlarmış."

Fuzûlî, Su Kasîdesi nâmındaki eserinde de der ki:

Men lebin müştakıyam zühhâd Kevser tâlibi
Nitekim meste mey içmek hoş gelir hüşyâre su

Ben senin dudağının âşığıyım. Aşkınla mest olmuşum, şehâdet şerbetini, sana kavuşmayı intizar etmekteyim. Suyu varsın kendilerini hüşyâr, uyanık zannedenler içsin. Kevser’i cennette bir ırmak zannedip ona sadece çok ibadetle vâsıl olurum zanneden, Hüseyin Efendimiz'i şehîd ederken "Acele edin ikindi namazımız kaçacak!" diyen, o Kevser'in Ehl-i Beyt olduğunu, sâkisinin Hz. Ali olduğunu bilmeyen gâfiller sebeplensin bir müddet.

Eskiden İstanbul’da sâkiler yani su dağıtanlar varmış. Muharrem ayı geldiğinde bu sâkileri vakıf sahipleri ücretsiz su dağıtmaları için bir ay boyunca kiralarlarmış ve sâkiler de mersiye okuya okuya dağıtırlarmış suyu:

Düştü Hüseyn atından sahrâ-yı Kerbelâ'ya
Cibril var haber ver Sultân-ı Enbiyâ’ya

Ve Muharrem ayı geldiğinde en az ilk iki haftası düğün dernek yapılmazmış. İnsan dedesinin veya anne babasının vefatının sene-i devriyesine düğün tarihini denk getirir mi hiç? Anneden babadan kıymetlidir Cenâb-ı Hüseyin (r.a.)

Yazıcıoğlu Mehmed Efendi'nin Muhammediyye adlı eserinin ikinci bölümündeki, Vefâtü'l-Hasan ve'l-Hüseyin başlıklı mersiyesi:

Rivâyette gelir bir gün Rasûlullah olup dilşâd
Ki dizinde oturmuştu Hüseyn ile Hasen şehzâd

Hüseyn’i öptü boynundan Hasen ağzı dudağından
İkisin bâb u şefkatten bu resm’e eyledi irâd

İrişti Cebreil derhal elinde var idi üç şâl
Biri kâre biri saru biri kızıl idi vekkâd

Dedi: Allah selâm eder buyurur kim revâ mıdır
Beni nice sever ol kim bana karşı öper evlâd

Divânında eli bağlı kulundur yâ Rasûlallah
Yazıcıoğlu’na eyle şefaat olasın dilşad

Kerbelâ Mersiyesi diye de anılan bu eser, bir asır sonra Nûreddînzâde Tekkesi Zâkirbaşısı Hatip Zâkirî Efendi tarafından Nühüft makamında bestelenmiştir.

İslâm ahlâkında güzelliği resmetmek, çirkinliği konuşmamak esası vardır. İmam Gazzâlî Hazretleri diyor ki Kerbelâ hâdisesi için: “Kılıçlar kana boyanmışsa siz de çokça bundan bahsedip dilinizi kana boyamayın.” Hazret-i Pîr Muhammed Nûreddîn Cerrâhî (k.s) de diyor ki: “Yezid’e lânet okuyacağınıza Âl-i Muhammed’e salâvat okuyunuz.”

Hamse-i Âl-i Abâ'yı zikretmek nefsin beş illetine devâdır demişler ârifler.

Gavsü’l-a’zâm Seyyid Abdülkâdir Geylânî Hazretleri’nin meşhur bir beytidir ve mûsıkîşinaslar tarafından bestelenmiştir.

Lî hamsetün utfî bihâ
Harre’l-vebâi'l-hâtımâ
el-Mustafâ, ve’l-Murtezâ
ve'b-nâhumâ ve’l-Fâtıma

Lî hamsetün (benim için şu beş vardır ki)
utfî bihâ (ben onunla söndürürüm)
Harre’l-vebâi'l-hâtımâ (yakıcı vebâ ateşini)
el-Mustafâ, ve’l-Murtezâ, (Efendimiz s.a.s, ve Hz. Ali k.v.)
ve'b-nâhumâ ve’l-Fâtıma (İki oğlu Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ve anneleri Fâtıma radıyallahu anhüm)

Hazret-i Hüseyin Efendimiz'in iki kerîmesi, Koca Mustafa Paşa Külliyesi'nde, avluda bulunan açık türbede medfun olup kabr-i şerîfleri Sünbül Efendi Hazretleri tarafından keşfolunmuştur. Bu yüzdendir ki bu mekân, İstanbul'un Kerbelâ'sı olarak anılagelmiştir.

Kerbelâ fâciâsından sonra Cenâb-ı Hüseyin Efendimiz'in ailesinden hayatta kalanları Suriye'den Mısır'a göndermek üzere bir gemiye bindirirler, ancak yolculuk esnâ'ında gemi, Bizans donanmasına bağlı kalyonların tasallutuna uğrar. Bu esnâ'da Kerîmetân-ı Mükerremeyn de esir edilip İstanbul'a, o günkü adıyla Kostantiniyye'ye getirilir. Kocamustafapaşa'daki Kızlar Manastırı'na hapsedilen Çifte Sultânlar çok geçmeden saraydaki iki şövalye ile evlendirilecekleri haberiyle sarsılırlar.

O gece Cenâb-ı Zü'l-Celâl ve Tekaddes Hazretleri'ne gözyaşları içinde bu sıkıntıdan halâs olmaları için arz u niyâz ederler ve büyük dedeleri Rasûl-i Kibriyâ Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e sığınırlar. İzdivaç merasiminin yapılacağı günün sabahında hazırlıklar için odalarına giren nedîmeler, onların cansız bedenleriyle karşılaşırlar. Bakarlar ki, sîmaları mütebessim... Bu mesut halleriyle Ayios Andreas Manastırı avlusuna bugünkü Hazret-i Sünbül Hankâhı hazîresine defnolunurlar.

İmam Süyûtî Hazretleri'nin, bu hususta bir risâle yazdığı rivayet edilir. Risâlesinin birkaç farklı Türkçe tercüme nüshası olup bunlardan biri de Topkapı Sarayı Kütüphânesi III. Ahmed Kitaplığı'nda Tahkîk-i Kerîmetan-i Hazret-i Hüseyin Radıyallahu anhü ve anhüma bi-cami-i şerîf-i Koca Mustafa Paşa aleyhi'r-rahme ismiyle kayıtlıdır.